Cam sanatının hikâyesi

İlk cam boncuktan bugünkü atölyemize, dört bin beş yüz yılı aşkın bir yol. Bu yolun birçok durağı, bugün masamızda kullandığımız bir tekniğin atası.

  1. Tarih öncesi

    Camı ilk yapan doğadır: hızla soğuyan lav, obsidyen denen siyah ve parlak bir cama dönüşür. İnsanlar binlerce yıl boyunca obsidyenden bıçak ve ok ucu yaptı. Orta Anadolu'nun obsidyeni çok uzaklara taşındı; Çatalhöyük'te bu volkan camından cilalanmış aynalar bulundu.

  2. MÖ 2500 civarı

    İnsan eliyle yapılmış bilinen en eski cam nesneler, Mezopotamya'da bulunan küçük, opak boncuklardır; bazı araştırmacılar daha eski örneklerden de söz eder. Bu ilk camlar lapis lazuli ve turkuaz gibi değerli taşları andırıyordu. Yani cam, hikâyesine bir süs olarak başladı.

  3. MÖ 1500 civarı

    Mısır'da ve Mezopotamya'da ilk cam kaplar yapıldı. Usta, metal bir çubuğun ucundaki kil esaslı bir çekirdeğin üzerine sıcak camı sarar, renkli şeritlerle süsler, cam soğuyunca çekirdeği kazıyıp çıkarırdı. Bugün alevde boncuğu çelik bir çubuğa sararken aynı fikirle çalışıyoruz.

  4. MÖ 14. yüzyıl

    Kaş yakınlarında, Uluburun'da batan bir ticaret gemisinin yükünde 150'den fazla disk biçimli cam külçesi vardı: kobalt mavisi, turkuaz ve lavanta rengi. Bugün Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesi'nde sergilenen bu külçeler, camın Akdeniz'de değerli bir ticaret malı olduğunu gösteriyor.

  5. MÖ 1. yüzyıl

    Suriye-Filistin kıyısındaki ustalar, bir borunun ucundaki sıcak cama hava üfleyerek şekil vermeyi buldu. Hızlı ve ucuz olan bu yöntem Roma İmparatorluğu'yla birlikte yayıldı; cam, lüks olmaktan çıkıp gündelik sofralara girdi. Roma dünyası, renkli cam çubuklarından kesilen dilimlerin bir kalıpta ısıyla kaynaştırıldığı mozaik camları da severdi: bugün millefiori, yani bin çiçek dediğimiz bu yöntem, fırında füzyonun uzak atasıdır.

  6. 12.–13. yüzyıl

    Avrupa'da Gotik katedrallerin yükselen duvarları büyük renkli pencerelere yer açtı. Renkli cam parçaları kesiliyor, yüzler ve kumaş kıvrımları cam boyasıyla çizilip fırınlanıyor, parçalar kurşun şeritlerle birleştiriliyordu. Chartres Katedrali'nin pencereleri bu dönemin en ünlü örneklerindendir; kurşunlu vitrayın temel adımları bugün de aynı.

  7. 16. yüzyıl

    Osmanlı camilerinde renkli cam, kurşun yerine alçıya oturtuldu: oyulmuş alçı şebekelerin içine renkli camlar yerleştirilerek yapılan bu pencerelere revzen denir. Mimar Sinan'ın Süleymaniye Camii'nde (1550–1557) mihrap duvarındaki renkli camlar, Evliya Çelebi'den bu yana geleneksel olarak Sarhoş İbrahim adlı bir ustaya atfedilir.

  8. 18.–19. yüzyıl

    İstanbul'da Bizans döneminden kalma Tekfur Sarayı, 18. yüzyılda bir çini atölyesine dönüştü; 19. yüzyılda bir bölümü “Şişehane” diye anılan bir cam imalathanesi olarak kullanıldı. Kazılarda bu iki yüzyıla ait çok sayıda cam parçası bulundu; buluntular, sarayın şehrin cam üretim merkezlerinden biri olduğunu düşündürüyor.

  9. 19. yüzyıl

    Boğaziçi'nde Beykoz'daki atölyelerin camları öyle tanındı ki “Beykoz işi” diye anılır oldu. En tanınmışları çeşm-i bülbül, yani bülbül gözü: camın içinde beyaz ve renkli ince şeritlerin burgu gibi döndüğü parçalar.

  10. 20. yüzyıl

    İzmir'de Görece ve Kurudere (bugünkü adıyla Nazarköy) köylerinde nazar boncuğu ustalığı yerleşti ve kuşaktan kuşağa aktarıldı. Usta, ocakta eriyen camı demir bir çubuğun ucunda döndürerek boncuğa çevirir, üzerine üst üste renkli noktalar koyarak gözü açar. Alevde boncuk yapmakla aynı aileden bir zanaattır: cam, bir çubuğun etrafında biçimlenir.

    Ahşap masa üzerinde, ortasında nazar gözü olan iki yeşil-lacivert cam hamsa ve üç açık mavi cam deniz yıldızı.
    Nazar gözü motifi atölyemizde de yaşıyor, bu kez füzyon camda.
  11. 1935

    İstanbul'da, Beykoz'un Paşabahçe semtinde, Türkiye İş Bankası'nın kurduğu cam ve şişe fabrikası üretime başladı. Türkiye'nin modern cam sanayisinin temeli bu fabrikadır.

  12. 1962

    ABD'de Harvey Littleton, cam mühendisi Dominick Labino'nun desteğiyle Toledo Sanat Müzesi'nde iki atölye çalışması düzenledi. Küçük bir eritme fırınıyla camın bir sanatçının stüdyosunda da üflenebileceğini gösterdiler. Stüdyo cam hareketi böyle başladı: cam, fabrikadan çıkıp sanatçının atölyesine girdi.

  13. 1970'lerin sonu

    Farklı camlar fırında birlikte ısınıp soğurken aynı oranda genleşip büzülmezse çatlar. 1979'da Portland'daki Bullseye cam fabrikasının kurucuları sanatçı Klaus Moje ile tanıştı ve birbiriyle uyumluluğu test edilmiş renkli camlar üretmeye girişti. Ardından gelen uyumlu cam aileleri, fırında camla çalışmayı küçük atölyelere ve derslere taşıdı.

  14. Bugün

    Alanya'daki Çeşn-i Sanat bu yolun en yeni duraklarından biri. Sibel Ahmetler'in yolu resimle başladı; 2020'deki bir söyleşide “Benim alanım resim” demişti. Eskişehir'deki cam müzelerini gezerken camın büyüsüne kapıldı ve camla resmi nasıl bir araya getirebileceğini düşünmeye başladı.

    İlk adımlarını Diyarbakır'da, küçük bir atölyede atık camları ve şişeleri sanata dönüştürerek attı. Bugün Alanya'da çalışıyor: Mayıs 2026'da Uluslararası Müzeler Günü'nde, Yeni Alanyalılar Platformu'yla birlikte Alanya Müzesi'nde katmanlı bir cam eseri sergiledi. Esin kaynağı, müzedeki Roma dönemi Hylas mozaiğiydi.

    Sibel Ahmetler masasında cam keserken; arkadaki raflarda renkli camlarla dolu kavanozlar.

    Atölyeyi ve Sibel'i tanıyın

Hikâye atölyede sürüyor

Bu yoldaki tekniklerin birçoğu bugün de masamızda: camı çubuğa sarıyor, fırında kaynaştırıyor, metalle birleştiriyor, üzerine resim yapıyoruz. Her birinin nasıl işlediğini adım adım anlattık; dilerseniz bir derste kendiniz deneyin.

Teknikleri okuyun Grup derslerine bakın